Veresiye Defteri Yandı mı?
1985’teki üzücü yangının üzerinden uzun yıllar geçtiği için artık sadece esprilere konu olan kısımlarından bahsediliyor. Bu kısa hikâyelerden ikisini birden Mehmet anlatıyor: “Yangının ardından uzun bir süre geçmiş olsun mesajları almışız. Destek olmak için gerek esnaftan gerek devletten, yerel yönetimden elini uzatmak isteyenler de olmuş. Tüm bu iyi niyetlilerin yanında garip garip adamlar da yok değilmiş. Bir gün adamın biri gelip babama ‘Veresiye defteri yandı mı?’ diye sormuş mesela. Duruma o zaman ayılmış babam. ‘Dükkân kül oldu ama içi yanmayan çelik kasa kaldı, senin borcun hâlâ orada duruyor’ demiş.”
“1980’lerin başında Antalya’da kahve sıkıntısı baş göstermiş. Hiçbir yerde Türk kahvesi bulunamaz olmuş. O günlerde çok ağır bir misafir gelip kahve isteyince, babam Konyaaltı’ndaki obalardan komşumuz Kenan Amcadan (Hayırlı Kuyumculuğun sahibi) iki pişirimlik kahve istemiş. Babam o kahveyi yaparak misafirine mahcup olmamış ama Kenan Amcaya da borçlanmış gibi olmuş. Sonrasındaki beş yıl boyunca Kenan Amca dükkânda sürekli babamı sıkıştırıp, espri mahiyetinde ‘Şu bizim kahveden ver Hakkı da içelim’ diyerek babama kahve ısmarlatırmış. 1985’teki yangının ardından Kenan Amca babamdan yine bir gün kahve istediğinde babam ‘Dükkân yandı, senin kahve de yandı Kenan!’ diyerek artık borcunun düştüğünü ilan etmiş. Gülerek anlaşmışlar...”