Yeni Nesil Yetişiyor, Hakkı Akdağ

Sağlam temellerini “dede” Mehmet Akdağ’ın attığı restoranın yıkılması güç duvarlarını diken de “oğul” Hakkı Akdağ ya da çoğu kişinin onu bildiği lakabıyla “Hakkı Baba” veya “Hakkı Amca”dır. Dede 7 Mehmet’in oğlu, “torun” Mehmet’in babası, 7 Mehmet Restoran’ın hafızalardan asla silinmeyecek ustası Hakkı Akdağ’ın hikâyesi daha çocuk yaşlarda yazılmaya başlamış. Restoranda ilk işi, daha ilkokul 1. sınıftayken, okulunun hemen karşısında olan lokantaya, sabah erken saatte dersler başlamadan gidip, sabah 8 sularında lokantada olacak ustalar için hiç sönmeyen odun ateşini harlamakmış. Dahasını Mehmet anlatıyor:
“Babam henüz 9-10 yaşlarında olmasına rağmen mutfakta yetenekliymiş. Dedem de babamın bir şekilde Antalyalı esnaf tarafından tanınmasını istiyormuş. Bunu nasıl yapacağını da yavaş
yavaş kafasında kurmaya başlamış. Bir gün, dedem ve babam arabayla fırına gitmişler. Dedem arabadan özellikle inmemiş ve babamı içeri göndermiş ama şunu tembihlemiş ‘İçeriye gir ve de ki: Merhaba, ben 7 Mehmet'in oğlu Hakkı, bir ekmek almak istiyorum. Bu da parası!’ Babam da ‘Ya baba, ekmek alacak olsam girer, paramı verir, ekmeği alırım zaten’ diye dedeme söylenmiş. Dedem babamı bu sefer eczaneye göndermiş, ‘Aspirin al gel’ demiş. Babam da ‘Ya baba Aspirin’in kötüsü yok, bir tane ilaç o. İsmimi söyleyip alsam ne fark edecek? İyisini kötüsünden ayırıp bana verecek halleri yok ki!’ demiş. Dedem babama hiç kulak asmadan, onu Antalya’da çalıştığı esnaflara tek tek yollamaya başlamış. Babam da her seferinde dedemin dediğini yapıp kendini tanıtmış, 7 Mehmet’in oğlu olduğunu söyleyerek, ücretini ödediği ürünü alıp çıkmış. Bu iş uzun süre devam etmiş. Tüm esnaf böylece babamı ezberlemiş. Aradan yıllar geçmiş, babam askere gidip dönmüş, dedem biraz yaşlandığından işlerden uzak durmaya başlamış. Bir gün tıp fakültesine dedemin bir işi düşmüş ama bir türlü sorununu çözememiş. Bunu duyan babam
dedeme ‘Baba, rektörü bul ve ona 7 Mehmet’ten Hakkı’nın babasıyım de, işini hemen çözer’ demiş. Dedem babama bir güzel küfrü basmış ama bu durum babamın çok hoşuna gitmiş. "Geçen yılların intikamını aldım" diye gülerek bu hikâyeyi anlatırdı bizlere. Bu arada dedem de
işini babamın ismiyle çözebilmiş.

Dedem babamı yanından hiç ayırmazmış. Hatta hastalansa bile onu yatağının ucuna alır ‘Hakkıııı, Hakkııııı!’ diye sayıklarmış. Hal böyle olunca birbirlerine başka türlü bir yakınlıkları olmuş. Bununla birlikte dedem, babamın sosyal ve iş hayatındaki eğitimine de ayrıca özen gösteriyormuş. Her bir günü, her bir olayı eğitim fırsatı olarak görürmüş. Pazarda hamalın neresinde duracağından tut da –küfeden kimse malları yürütmesin diye arkasında durmak lazım, diye gülerek ekliyor Mehmet– dükkânda kaçan bulaşıkçının yerine babamı çalıştırmasına kadar pek çok olay, aslında onu ileride tek başına ayakta tutabilmesi için bir tür antrenmanmış. Bu sayede babam, mutfağından bulaşıkhanesine, dükkânın kapısında güvenlikten salonunda servis personelliğine kadar işin her alanını görüp, deneyimleyip, özümseyebilmiş.”

Mehmet’in keyifle anlattığı hikâyelerden biri de şuydu: “Babam askerden dönünce Antalya halkı babama çok yüklenmiş, ‘7 Mehmet gazinoya, müzikli restorana dönsün’ diye aklına girmişler. Babam da bir gün bir çalgıcı ekibi ayarlamış, dedemin sevdiği şarkıları da onlara tembihlemiş. Dedem restorana geldiğinde ekip dedemin şarkılarını çalmaya başlamış. Bu durumdan hiç hoşnut olmayan dedem müziği durdurup tüm ekibe bir hayli kızmış. Babam burayı ‘Eğer onlara
böyle yaptıysa beni kesin öldürür diye düşündüm’ diye anlatmıştı. Dedem babamı karşısına oturtmuş ve sormuş: ‘Garson kaçsa servis yapar mısın? – Evet baba! Bulaşıkçı kaçsa tabak yıkar mısın? – Evet baba! Aşçı kaçsa yemek yapar mısın? – Evet baba! O halde ne zaman bir müzik aleti çalmayı öğrenip, ne zaman şarkı söylersen o zaman bu restoranda müzik yaptırabilirsin. Zorunda kaldığında kendin yapamayacağın şeyi dükkânda yapma...’ Bu nasihatten ötürü 7 Mehmet Restoran hâlâ, sadece servis ettiği yemekleriyle öne çıkan bir işletme olarak hayatına devam ediyor.”